Yazıyı Kaleme Alan: Merve Paksoy



Diğer Yazılarımız


Medyada Kadın Mahremiyeti

Toplumlara ulaşmada ve onları etkilemede en etkin rolü şüphesiz medya oynamış ve medyanın bu noktaya gelmesinde görsel ve yazılı medyanın etkisi büyük olmuştur. Yazılı ve görsel medyanın bilgi paylaşımı noktasında toplumlara yansımaları olumlu olduğu kadar olumsuzda olmuştur. Şöyle ki medyanın etkinliğini ve egemenliğini süreğen kılmak için her türlü yola başvurması bu olumsuzlukta en büyük etkendir. İşte bu noktada medyanın ihlal ettiği ve sınırlarını yok saydığı en önemli unsur bireylerin ve toplumların mahremiyet alanlarıdır.


Mahremiyet medya kadar tanımlaması genel-geçer ve net olan bir kavram değildir. Bireyden bireye ve kültürden kültüre farklılık gösteren mahremiyeti bir tanım kalıbına sokmak oldukça zordur. Örneğin Göle için mahremiyet : ‘gizliliğe, aile hayatına, kadının sahasına, yabancının bakışlarına, yasaklanan şeye ilişkin’ olan mahrem sözcüğü, aynı zamanda ‘samimi, içli dışlı, herkesçe bilinmemesi icap eden, söylenmeyen, gizli şey’ anlamlarına gelirken (Göle,2001:20) , Altman için ise ‘bir kimsenin kendisine veya grubuna ulaşma çabası üzerindeki seçici kontrolüdür.’(Yüksel,2003:78).


Hilmi Yavuz ise kültürden kültüre farklılık gösteren bu olguyu Doğu ve Batı üzerinden örneklendirmiştir. Yavuz’un tespitine göre; Batı kültürünün mahremiyet konseptini ‘dokunulmazlık’ üzerine; buna karşılık da Doğu kültürünün ‘görünmezlik’ üzerine inşa etmesi konusudur.


Farklı tanımlamaların ortak noktası ise mahremiyetin gizlilik ve gözlerden uzak olmayı gerektirdiği gerçeğidir. Medyanın birey ve toplumlara verdiği en direk mesaj ise mahremiyetin özünün tam tersine ‘kendini ne kadar görünür kılarsan o kadar var olur ve kabul görürsün’ dür.


Medyanın yok saydığı birinci olgu kadın mahremiyetidir. Medyada kadın bedeni dizi, film ve reklamlar için vitrin olma özelliğindedir. Annelikle kutsallık sıfatına nail olan kadın bedeni medyada tam anlamıyla pazarlama malzemesi olmuş ve metalaşmıştır. Görsel medyanın en yaygın ve etkin aracı ise televizyondur. Öyle ki insanlar için yemek içmek gibi temel gereksinimlerin başında yer almaya başlamış durumdadır. Evlerde aileler oturma düzenlerini televizyonlara göre ayarlamaktadırlar. Televizyon izleyicisinin büyük çoğunluğunu da kadın izleyiciler oluşturur. Bu sebepten kadınlara yönelik TV programların sayısı oldukça fazladır. Hamur işi yapımı, aile sağlığı, çocuk bakımı gibi programların hedef kitlesinde hep kadınlar vardır. Medya üretim safhasında kadın yoksulluğu çeker fakat tüketimi arttırmak için kadını her türlü yayın organında kullanır.


Kadınlara nasıl olmaları gerektikleri noktasında dayatmalarda bulunan medya, bunlara uyulmaması halinde ise kadınlara başlarına gelecekler noktasında tehditler savurur.  Dizi ve reklam filmleri bu tehditlerin savrulduğu akla gelen ilk adrestir. Kadınlar her zaman için bakımlı, ince belli, çekici olmalıdırlar eğer olmazlarsa, aldatılmaya ve toplumda dalga konusu olmaya mahkûmdurlar. Kadın cinsel bir obje olma özelliğinin ötesine geçememektedir.
Tüm bunlar ortada çarpık bir zihniyetin olduğunun ispatıdır fakat medya bunları bilgi paylaşımı ve pazarlama özgürlüğü adı altında ustaca meşrulaştırmaktadır. ‘meşru kılmak’ evet medyanın yaptığı şey tam anlamıyla budur. Örneğin yiyecekler her kültürde nimet sayılır ve onlara kutsallık atfedilir deyim yerindeyse ‘nimetle şaka olmaz’ fakat günümüz reklamlarında kadın mankenlerin dondurma ve çikolatalarla yasak aşk yaşamalarını çok normal şeylermiş gibi izleriz. Eski insanlar için sevdanın ‘ gizli olanı makbuldür, böylece ne söze ne göze gelir’. Medya için ise bu durumun tam tersi geçerlidir eğer eşinizi seviyorsanız binlerce göze mahremiyetinizi sunarak sevginizi kanıtlamanız gerekmektedir. Önceden izlerken utandığımız ve hayrete düştüğümüz çoğu şey artık sıradanlaşmış durumdadır. Bu durumda verilecek en etkili misaller ise ana haber bültenlerinde sıkça verilen kadına şiddet haberleridir.


Medyada kadın mahremiyeti ihlal edildikçe aile içi değerlerin ve mahremin sınırları silinmekte, edep duvarları yıkılmakta, şeffaflaşmakta ve dahası insanların kendilerine dair özel alanları yok olmaktadır.
Sonuç olarak medyada mahremiyet sınırlarının ihlal edildiği ortadadır bu ihlallerden fazlaca zarar gören kesim ise kadınlardır. Kadının varlığını beden ölçüleri ile bir tutan çarpık zihniyetin arkasında kuşkusuz tüketim odaklı medyanın etkin gücü vardır. Bu noktada çözüm ise ‘farkındalık ’ta saklıdır. Unutulmamalıdır ki medya yaptığı şey bir anlamda tekliften öte gitmez irade sahibi olan karar mercii ise bizleriz. Elbette medyanın bu noktada denetimi büyük önem taşımaktadır. Satış ve pazarlama reklam özgürlüğü adı altında mahremiyetin yok edilmesine izin verilmemelidir. Kadınların ve ailelerin bilinçlendirilmesi ve farkındalığın oluşturulması adına olan çalışmaların yapılmasına zemin hazırlanmalıdır.


KAYNAKÇA
Göle, Nilüfer,(2001). ‘Modern Mahrem’, 7. Basım, İstanbul: Metis Yayınları
Yavuz, Hilmi,(2003). Söz’ün Gücü, 1. Basım, İstanbul: Dünya Yayınları.
Yüksel, Mehmet,(2003). “Modernleşme ve Mahremiyet”, Kültür ve İletişim Dergisi, Cilt 6,
Sayı 1.