Yazıyı Kaleme Alan: Merve Paksoy



Diğer Yazılarımız


Göç ve Yoksulluğun Sessiz Mağdurları: Kadınlar

Göç basit anlamda bir mekândan başka bir mekâna transferi ifade eder. Ancak bu olgu daha geniş bir perspektifle incelendiğinde göçün göçmenler ve ev sahibi toplumlar için çok daha geniş manalar taşıdığı görülmektedir.
İsteğe bağlı ya da çeşitli zorlamalarla yapılan yer değiştirmeler göçmenlerin ekonomik, barınma, kültür, etnik, psikolojik vb. çeşitli sorunlarla karşılaşmalarına neden olmaktadır. Göç öncesi ve sonrası mekânın farklılaşmasıyla göçmenler için hemen her açıdan yeni bir hayatın başladığı açıktır. Eski ve yeni mekân arasındaki sosyo-kültürel mesafenin büyümesi elbette göçmenlerin yeni toplumla kaynaşmasını daha da zorlaştırmaktadır. Değişik yerlerinde yapılan çalışmalarda eski ve yeni mekânlar arasındaki sosyo-kültürel farklılığın büyüklüğü-küçüklüğü ile sosyal uyumun yakından ilişkili olduğuna dair elde çok sayıda veri mevcuttur. Ancak ilginç olan özellikle kadın ve yaşlıların göçün ilk yıllarında göçlerden daha çok etkilenmesidir.


Kırsaldan ve küçük kasabalardan büyük şehirlere yapılan göçlerde kadınların yeni topluma uyum sağlaması, yeni sosyal yapı içerisindeki rollerini belirlemesi, burada çevre edinmesi, yalnızlaşma veya erkeğe daha da bağımlı hale gelme tehlikesi bazen de yeni toplumla dil sorunları yaşamaları sık karşılaşılan sorunlardır. Ayrıca taşınılan toplumda karşılaşılacak olan “ötekileştirilme” tehlikesi de unutulmamalıdır. Göçmenler çoğu zaman gittikleri yerlerde yabancı olduklarından güvenilmez, uzak durulması gereken, şüpheli kimseler olarak etiketlenir ve ancak süreç içerisinde yeni topluma dâhil edilirler. Özellikle etnik, dini ve ideolojik açıdan büyük grup kimliğinin kuşatamadığı kimlik sahipleri için yeni komşularla bütünleşmek bazen mümkün olmamakta bazen de çok uzun zaman alabilmektedir.


Göçün toplumsal etkilerinden bazısına burada kısaca değinildikten sonra kadınlar için en önemli zorluklardan birisinin de yoksulluk olduğu belirtilmelidir. Erkek egemen toplum özelliği sebebiyle kadınlar yoksullukla baş etmede daha dezavantajlı bir konumda bulunmaktadır. Özellikle şehrin çekiciliğinden ziyade göç öncesi mekânın itmesiyle göç yaşamış ve buna hazırlıksız ailelerde kadın ailenin diğer fertlerine göre daha büyük bir yıkım yaşayabilmektedir. Bu tür ailelerin gittikleri yerlerde daha çok yoksulluk kuşağı olarak tabir edilen şehrin çöküntü bölgelerinde yerleşmeleri sebebiyle sağlıksız barınaklarda yaşamak, yeterince beslenememek, sosyalleşme imkânları bulamamak, eve bakacak kimselerin çalışmaması veya evi terk etmesi gibi problemlerde kadınlar çoğunlukla ezilen taraf konumundadır. Özellikle belirtmek gerekir ki, yoksul semtlerde kadınlar üzerine yapılan çalışmalarda yaşanan ağır sorunlar sebebiyle kadınlarda ağır fiziksel-psikolojik sorunların olduğu tespit edilmiştir.


Yoksulluk ailenin bütün fertlerini etkileyen bir sorundur. Yeterli barınma, beslenme ve kültürel gereksinimlerin karşılanamaması zincirleme şekilde başka sorunlara kaynaklık etmektedir. Yine vurgulamak gerekir ki, kadın aile içerisinde bu sorunlardan en az kaçabilen kişidir. Özellikle annelik rolü, kadın üzerine yapılan baskılar, ekonomik bağımsızlığın yeterli olmaması gibi sebeplerle kadın sorunların odağında kalmaya devam etmektedir. Babanın ya da yetişkin erkeklerin evi terk ettiği, çalışmadığı, madde bağımlılığı ve kalıcı engelleri durumlarında yoksulluk içerisinde yaşayan ailelerin problemleri iki kat daha artmaktadır. Yoksul semtlerdeki bu büyük sorunlar AB ve ABD gibi gelişmiş zengin ülkelerde de çözülemeyen önemli bir sosyal problemdir. Ayrıca bu sorun sadece yoksul ailelerde değil orta veya alt-orta gelir grubundaki kadınlar için de önemli bir tehlikedir. Çocuklu ailelerde erkeğin (çünkü sıklıkla erkek evi terk ediyor) sorumluluklardan kaçmasıyla kadınlar hem psikolojik hem de ekonomik yıkım yaşayabilmektedir. Bu sebeple yoksulluk kültürü üzerine yapılan araştırmalar ve çözüm önerilerinde sıklıkla kadınların ezilmişliğine vurgu yapıldığı görülmektedir.


Yoksul semtlerde yaşayan kadınların karşılaştıkları diğer önemli bir sorun da bu semtlerde farklı şekillerde oluşan sosyal baskılardır. Bu baskılar bazen kadının çalışmasının önüne ciddi engeller çıkarmaktadır. Genellikle niteliksiz işgücü olarak görülen bu insanlar işyerleri veya konutlarda çaycı, temizlikçi, ayakçı vb. olarak iş bulmakta-istihdam edilmektedir. Geleneksel akrabalık ve komşuluk ilişkilerinin yaşandığı çevrelerde özellikle evli kadınların bu işleri yapması ayıplanmaktadır. Bu durum zaten geniş çalışma portföyüne sahip olmayan yoksulluk kuşağındaki kadınlar için ayrı bir yıkım olmaktadır. Başka bir zorlama unsuru ise ekonomik açıdan çıkış yolu bulamayan ve çevresinde güçlü sosyal baskı unsurları olmayan kadınların fuhşa zorlanmasıdır. Fuhuş üzerine yapılan çalışmalarda kadınların bu yola girmelerinde ekonomik zorluklar, terk edilmişlik, yalnızlık ve yakın çevrenin teşviklerinin etkili faktörler olduğu görülmektedir.


Yukarıda özetlenmeye çalışılan yoksul kadınların sorunlarının çözülmesinde resmi-sivil kurum ve kuruluşlara önemli görevler düşmektedir. Hiç şüphesiz toplumun bu kesimine yapılacak hizmetlerin yalnızca ekonomik desteklemeden ibaret kalmaması bunun yanında psikolojik-manevi, sosyal unsurların da devreye sokulması hayati önem taşımaktadır. İkinci olarak, yoksulluğun süreç içerisinde bir kültüre dönüşme tehlikesi olduğundan bu bölgelerdeki eğitim, sağlık ve alt yapı hizmetlerinin ihmal edilmemesi gerekmektedir. Çoğu zaman bunun tersi yapıldığından yeni yetişen neslin yoksulluktan kurtulup sınıf atlayabilmesinin önü kesilmektedir. Bu semtlerde yeterli derslik, öğretmen, sağlık personeli, rekreasyon alanı oluşturulamaması yoksulluğu buraların kaderi haline getirmektedir. Açıkçası bu durum, içerisinde çok büyük psiko-sosyal problemleri barındıran yoksulluk kültürünün devamına sebep olmaktadır. Son olarak, ülkemizdeki çalışma saatlerinin sabit mesailer şeklinde düzenlenmesi de çeşitli sorumlulukları yüklenen kadınların ya zorlanarak, verimsiz tarzda çalışmasına ya da hiç çalışamamasına neden olmaktadır. Bu açıdan gelişmiş birçok ülkede uygulanan, iş sözleşmelerinin saatlik yapılması kadınlar için esnek çalışma imkânları sunabilmektedir. Böylece insan emeğinin daha verimli kullanılmasının önü açılırken tam gün mesai yapamayan kimselere de yeni olanaklar oluşturulabilir. Yine, önemli bir kısmı tekstil, ayakkabı, çorap vb. atölyelerde çalışan yoksul kadınların çok düşük ücretlerle isteğe bağlı zorunlu! mesailerle çalışma hayatının dışına itilmesi önlenebilir.

Arş.Gör.Dr. Mehmet Yanmış - Dicle Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Din Sosyolojisi Anabilim Dalı-Diyarbakır