Yazıyı Kaleme Alan: Nazif Arıman



Diğer Yazılarımız


Galeri
Taşa Kazınan Merhamet; Sadaka Taşları

Sosyal yardım ve sosyal yardımlaşma, toplum içerisindeki muhtaç insanların, ihtiyaç ve gereksinimlerinin karşılanması için yürütülen metod ve tekniklerin genel isimleridir. Sosyal yardım ve sosyal yardımlaşma kavramları kelime olarak benzerlik gösterip birbirlerinin yerine kullanıldıkları için kısaca anlamlarına göz atmakta yarar vardır. Kavramlardan biri olan sosyal yardımlaşma, insanların kendi aralarında, birey odaklı olarak ve isteğe bağlı gelişen bir yardımlaşma yöntemidir. Sosyal yardım kavramı ise çeşitli kriterler çerçevesinde gelişim gösteren, kamu kurum ve kuruluşları tarafından belirli bir plan ve program içerisinde yürütülen, devletin finansörlüğünü üstlenmiş olduğu yardım tekniğidir. Ele almış olduğumuz iki başlıktan bir tanesi olan sosyal yardımlaşma yani bireyler arası gerçekleştirilen yardımlaşma ve dayanışma metodu insanlığın tarihi kadar eski olmakla birlikte aynı zamanda konunun çok kapsamlı, geniş ve hacimli olması hasebiyle biz burada sadece ecdadımızın, odak noktasına ise insanlığa faydayı yerleştirmiş olduğu “sadaka taşları”nı tekrar yad etmeye çalışacağız.

Osmanlı döneminde toplumsal dayanışma için yapılan çalışmalara göz atacak olursak, geniş bir yelpazeye yayılmış olan vakıflar, loncalar, aşevleri, imaretler, darüşşifa ve tekkeler ilk dikkati çeken kurumlardır. Vakıf uygulaması Osmanlı döneminde altın çağını yaşamış ve yapılan vakfiyelerle ayrıca vakıf kanunnameleri ile sağlam temellere oturtulan sistem yüzyıllar boyu işlerliğini sürdürebilmiştir. Yapmış olduğumuz arşiv araştırmasında ise devletin yoksul ve muhtaç durumdaki vatandaşlarına sosyal hizmet ve sosyal yardım başlıkları altında yaşlılık maaşı, engelli maaşı, dul ve yetim maaşı ayrıca gıda ve giyim yardımları, afet dönemlerinde meydana gelen zararların tazminine dair yapılan çalışmalar ile hastalar için darüşşifa, bimarhane, zihinsel engeliler için muayeneler yapıldığını incelemiş olduğumuz vesikalar bizlere haber vermektedir. Kurumsallaşmanın yanı sıra bireyler arası yardımlaşma ve dayanışma metodları arasında ise sadaka taşları, fitre, zekat, bağış ve sandıklar göze çarpan unsurlardır. Bu unsurlardan en dikkati çekici olanı ve dönemi itibari ile toplumsal hayatın akli, fikri, vicdani ve ahlaki durumunu, kullanılış açısı ve işlevi bakımından en iyi şekliyle yansıtan “sadaka taşlarıdır”.

Önceden beri varolan yardımlaşma ve dayanışma metodları özellikle İslam dini ile yeniden ve en mükemmel şekli ile  vücud bulmuş, uygulanması ve yapılması hususundaki Allah C.C. Hazretlerinin emredici ayetleri ve Hz.Muhammed S.A.V. efendimizin tavsiye edici hadisleri ve örnek yaşayışı ile gerek tüm insanlığa karşı, gerek ihtiyaç sahibi insanlara karşı ve gerekse hayvanat ve hatta nebatata kadar tür ve cins ayrımı yapmadan davranış, sorumluluk ve vazifelerimiz ilahi kıstas ve çerçevelerle belirlenmiştir. Allah C.C. Hazretleri Kur’an-ı Kerim de toplumsal adalet ve paylaşmanın gerekliliği hususundaki ayetlerle biz kullarına başta zekat olmak üzere kurban, sadaka, yardım etmek, Allah yolunda harcamak hususundaki ödev ve sorumluluklarımızı ayetleri ile bildirmiştir. Özellikle Allah yolunda harcamak ile ilgili Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim de konunun önemini; Onlar gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiğimizden de Allah yolunda harcarlar (El-Bakara 2) ayeti ile belirtmiştir. Yüce Allah kitabımız Kur’an-ı Kerim de sadaka ile ilgili olarak ise Sadakaları açıktan verirseniz ne güzel! Fakat onları gizleyerek fakirlere verirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır ve günahlarınızdan bir kısmına da keffaret olur. Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır (El-Bakara 271)” ayeti ile biz kullarına sadakanın önemini ayrıca  yine Bakara suresinde ki “Güzel bir söz ve bağışlama, peşinden gönül kırma gelen bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah her bakımdan sınırsız zengindir, halimdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir) (El-Bakara 263)”  ayeti ile de yapılacak yardımda ilk önce insan onurunu düşünmeyi ve yapılan yardımı başa kakmamayı, incitmemeyi ve yapılan yardım ile kişiyi minnet altında tutmamayı emretmektedir. Görüldüğü üzere konunun ne denli hassas olduğu özellikle belirtilmiştir.

Konu ilgili Hz.Peygamber (S.A.V) efendimiz hadis-i şeriflerinde;
(Suyun ateşi söndürdüğü gibi, sadaka da günahları yok eder.)  [Tirmizi]
(İyilik ömrü artırır, sadaka günahları giderir ve kötü ölümden korur.)  [Taberani] 
(Kıyamette, başka himaye bulunmayan günde Allahü teâlânın himayesindeki 7 kişiden birisi, verdiği sadakayı gizleyen, sağ elinin verdiğinden sol eli haberi olmayan kimsedir.) [Buhari]
(Kur'anı aşikâre okuyan, aşikâre sadaka veren gibi, gizli okuyan da gizli sadaka veren gibidir.)  [Tirmizi]
buyurmuşlardır. Hadisleri incelediğimizde, üzerinde hususiyetle durulmuş olan gizliliğe sürekli olarak vurgu yapıldığını, gizliliğin hem alan hemde veren için çok önemli olduğu anlaşılmaktadır. Alan için önemi, birincisi onurunun incinmemesi ikincisi ise durumunun anlaşılmaması ve halk içinde zillete düşmemesidir ki hakkında yapılabilecek olan gıybet yada karalamaların önüne geçilmektedir. Veren kişi için gizliliğin önemi ise kişiyi minnetden, riyadan ve gösterişten uzak tutması dolayısıyla yapmış olduğu hayrın sevabına hakkı ile nail olabilmesidir. İslam büyükleri bu çizgilere oldukça ihtimam göstermişler ve bilhassa uyanabilecek olan minnet ve riya hislerine karşı insanları uyarıcı ve davranışları ilede örnek teşkil etmişlerdir. Sadece zekatta böyle bir beis olmadığı ve zekatın açıktan verilmesinin, insanı vermediği zannından kurtardığı belirtilmiştir.

(Küçük Ayasofya Camii avlusunda bulunan sadaka taşı)

Osmanlı toplumu, başta İslam dininin ana kaynakları olan Kur’an-ı Kerim, Hz.Peygamber (S.A.V)’in örnek yaşayışı ve hadislerle ayrıca Türk örf, adet ve gelenekleri ile yoksul ve yardıma muhtaç olan kişilere yardım etmeyi, düşene el uzatmayı, elindekini paylaşmayı bir insanlık borcu olarak bilmiş ve bu sosyal bilinç ile yaşamışlardır. İslami tavır olarak yardımın gizliden yapılması prensibi çerçevesinde icad edilmiş olan sadaka taşları tamda bu noktada gerekli olan hizmeti sonuna kadar başarmış ve gerçekleştirmiştir. Sadaka taşları neredeyse tüm coğrafyaya yayılmış olan, içerisine kimin para koyduğu bilinmediği gibi yaptıranların ve diktirenlerinde belli olmadığı taş sütunlardır.Fiziksel özelliklerine baktığımızda ise sadaka taşları; farklı çap, ebat, şekil ve türde olmakla beraber genel olarak iki model ön plana çıkmaktadır. Bunlardan birinci tip genellikle beyaz, farklı renkleride bulunan, silindirik, çoğu antik mermer sütunlardır. Toprak üstünde bulunan kısımları yaklaşık 120-140 cm yükseklikte ve 30 ila 70 cm çapındadır. Bu sütunlar alt kısımdan tepeye kadar düz bir şekilde gelip, tepe kısmında 5-10 cm genişliğinde çember bulunur ve aşağı doğru hafif kavisleri vardır. Sadaka konulan yerlerin çapı değişiklik göstermektedir. İkinci tip ise, dört köşe veya dikdörtgen şeklinde mermer, granit veya küfeki taşı dikitlerden oluşan sadaka taşlarıdır. Bu taşlar genelde çeşme, cami, tekke gibi yerlerde yapıların bitişiğinde olmakla beraber, yapılardan müstakil olarak bulunanlarıda vardır. Yerden yükseklikleri genellikle 100-120-130-140-160-200 cm gibi farklı boyları mevcuttur. Genişlikleri ise, 30 cm ile 70 cm arasında değişmektedir. Bu taşların tepelerinde yuvarlak veya taşına göre dikdörtgen 5-10-15-20 cm derinlikde oyuklar vardır. Yardımlar bu oyuğa konulurdur. Gelenler  elini sokar bırakır, alanlar elini sokar alırdı. Yüksek taşların önünde uzanabilmek için basamak taşları vardı.

(Uzun Yusuf Camiinde bulunan sadaka taşı)

Sadaka taşları fiziksel özellikleri itibariyle, insan haysiyetine yakışır bir yardım için kullanılan oldukça sade ve basit sütun yada sütuncuklardır diyebiliriz. Asli unsur olarak fiziksel görünümü değilde işlevi esas alınmıştır.
İhtiyacı olmasına rağmen dilenmekten çekinenler gecenin geç saatlerinde taşın yanına para almaya gelir ama bırakılan meblağın tamamını değil, ihtiyaçları olduğu kadarını alırlardı. 17. yüzyıl İstanbul'unu anlatan bir Fransız gezgin, üzerinde para bulunan bir taşa tam bir hafta boyunca kimsenin gelmediğini yazmıştı. Fransız gezginin yazdıklarına dikkat edecek olursak toplumsal dinamiklerin nasıl çalıştığı ve Osmanlı toplumunun alicenaplığı  hususunda fikir vermesi açısından oldukça önemlidir. İhtiyaç sahibi olan kişinin sadece ihtiyacı kadarını alması ve geri kalanına el sürmemesi, aynı yerden istifade edecek olan başka ihtiyaç sahiplerinide gözetmesi manasına gelirki buda sosyal sorumluluk almada bireysel olarak üzerlerine düşeni “ihtiyaç sahibi” olmalarına rağmen yinede yerine getirmede eksiksiz davrandıklarını göstermektedir.

(Haseki Külliyesinin önünde bulunan sadaka taşı)

Konuyla alakalı yazılmış en eski makale olan merhum Ord.Prof.Dr.Süheyl Ünver Beyefendinin 1967 yılında Hayat Tarih dergisinde yazmış olduğu makalesinde sadaka taşları ile ilgili şu bilgileri vermektedir; “Sadaka taşı, iki metre boyunda mermer bir sütun. Üstünde bir çukur var. Geçen asırda, yolu buraya düşenlerden hal ve vakti yerinde olanlar, mermerin üstündeki çukura birer miktar para bırakırmış. “Derdini kimseye açamayan hakiki bir fakir ihtiyacı olunca oradaki parayı alır. O günkü ihtiyacı bir kuruş mu? Yüz para mı? Onu ayırır, kalanını, kendisi gibi ihtiyacı olanları düşünme terbiyesi icabı çukuruna kor ve meçhul sadakacıya içinin memnunluğunu kalbinden ulaştırır ve dönermiş. Ufak ve büyük camilerimizin bulunduğu sitelerimizde tek başına, yarı veya ucu kalacak derecede batmış veya ayakta tam veya yarım sütunları her yerde arayarak bu bahsi zenginleştirelim. Ve bütün dünyaya duyuralım. Düşünüyorum: Biz ne necib, ne yüksek duygulu bir milletmişiz. Şu sosyal adalet ile tarihte, para ve ayni yardımlar, yemek de dağıtan imaretler yanında hakiki fakirlere böylece hizmet edildiğini gözlerim yaşararak hatırlarım. Bizler bu gibi hizmetlerimizle milletimizi bugüne kadar getirmişiz. İşte bugün ihyasına imkân olmayan bir eski içtimaî âdetimizi ibretle değerlendirip kendimize yeni bir düzen vermeliyiz.

Son yıllarda konu ile alakalı olarak Nidayi SEVİM Beyefendinin yoğun bir arşiv ve saha araştırması sonucunda hazırlamış olduğu Medeniyetimizde Toplumsal Dayanışma ve Sadaka Taşları isimli kitabı bu alanda yazılmış olan ilk ve tek kitap olma özelliğine sahiptir.

(Haseki külliyesi önünde bulunan baş kısmı kırık sadaka taşı)

Günümüzde sadaka taşları ne durumdadır? Maalesef böylesine hayırlı bir icadda bulunmuş olan necib bir toplumdan bize miras kalan sadaka taşları değerini ve vazifesini kaybetmesini bir kenara bırakın ne olduğu dahi unutulmuş, tek tük sağda solda kalmış olanların ise zamanında ne maksatla kullanıldığı hakkında insanların artık bilgi sahibi olmadığı, alelade dikilmiş bir taş olarak algılanmaktadırlar.Görüldüğü gibi devrinde, muhtaç insanların ihtiyaçlarını karşılaması için icad edilen bu eserler imar çalışmaları, bilinçsizlik yada çevresel etkilerle yok olup gitmişlerdir.Fatih ilçesinde yapmış olduğumuz alan çalışmasında bazı sadaka taşlarının yol dolgusunun oldukça artmış olması nedeni ile 20-30 cm’lik  kısımları yol üzerinde kalabilmiş,kimileri kırılıp kaldırımla aynı seviyeye getirilmiş kimisi ise halen ilk dikildiği günki hali ile varlığını devam ettirmektedir. Özellikle Sümbül Efendi Camiinde bulunan taşlar orijinal hallerini muhafaza ettirmektedirler. Ayvansaray mahallesi Sultan Çeşmesi sokağında bulunan sadaka taşıda halen orijinal halini muhafaza edebilen taşlardandır.Diğer yandan Fatih Belediyesinin yeniden imar ettirmiş olduğu Uzun Yusuf Camii’nin inşaatı esnasında topraktan bir tanesi yaklaşık 150 cm uzunluğunda ve 45 cm çapında antik porfir sütundan yapılmış bir sadaka taşı çıkmış olup yatık vaziyetde cami bahçesinde yeni kaderini beklemektedir, yine aynı camii bahçesinde ve aynı şekilde antik porfirden mamul yaklaşık 300 cm boyutunda olan bir taş daha bulunmaktadır fakat bu taş iki parçadan müteşekkil olup yüksek ihtimalle inşaat esnasında ve muhtemelen ne oldukları anlaşılamadığından çimento harcı ile diplerinden birbirlerine yapıştırılmış olup tek parça haline getirilmişleridir. Ayrıca Ali Fakih Camii arkasında beyaz mermerden kırık vaziyette bulunan, Mevlanakapı mahallesinde beyaz mermerden imal ve yine kırık vaziyette, kaldırımla aynı hizada olan çap bakımından sadaka taşı olduğu izlenimi veren bir taş daha bulunmaktadır. Haseki Külliyesinde biri baş kısmından kırılmış diğeri ise neredeyse sadaka oyuğuna kadar toprağa gömülü vaziyetde iki adet sadaka taşı bulunmaktadır. Cibali semtinde de ahşap bir evin önüne denk gelen yeşil taştan yapılmış ve yine baş kısmı kırık bir taş sadaka taşı olduğu hissi uyandırmaktadır. Ayrıca Küçük Ayasofya Camii Avlusunda şadırvanın hemen önünde iki adet oldukça iyi durumda sadaka taşı mevcuttur. Kısaca Fatih ilçesinde görebildiklerimizi listeleyecek olursak; Sultanahmet Camiinde, Süleymaniye Camiinde, Ayasofya Camiinde, Küçük Ayasofya Camiinde, Nuruosmaniye Camiinde, Dervişali mahallesinde, Hekimoğlu Ali Paşa Camiinde, Eminönünde, Lalelide, Mevlanakapı mahallesinde, Uzun Yusuf Camiinde, Ali Fakih Camii yakınında sadaka taşları varlıklarını bugün sadece taş olarak devam ettirmektedirler. İstanbul’un çeşitli semt ve ilçelerinde ayırca Anadolu’nun Konya ve Bursa başta olmak üzere çeşitli şehirlerinde de bulunmaktadır.
Günümüzde sadaka taşları asli işlevlerini artık tamamen kaybetmiş durumdadırlar. Kaybolmaya yüz tutmuş olan tarihi miraslarımız arasında yer alan bu zerafet abideleri ivedilikle korunmaya alınmalıdır. Yukarıda bahsi geçen, bir hafta boyunca kimsenin para almaya gelmediği sadaka taşı için hayret gösteren Fransız seyyahın, taşları şu an ki haline terkeden insanların, geçmişteki necib, zarif ve asil ruhlu milletin torunları olduğuna eminim daha fazla hayret ederdi.

 KAYNAKÇA
AKGÜNDÜZ Ahmet Prof.Dr.-ÖZTÜRK Said Doç.Dr, Bilinmeyen Osmanlı 1999, s.(443)
BARDAKÇI Murat,İşte Son Sadaka Taşı,hurarsiv.hurriyet.com.tr.(Kasım 2000)
SEVİM Nidayi, Medeniyetimizde Toplumsal Dayanışma ve Sadaka Taşları,Haziran 2010,2.Baskı.s.(86,87,88,101)
ÜNVER A.Süheyl Ord.Prof.Dr.Sadaka Taşları,Hayat Tarih Mecmuası,2.sayı,Aralık 1967 s.(12-14).
Prof.Dr.Ahmet AKGÜNDÜZ- Doç.Dr.Said ÖZTÜRK, Bilinmeyen Osmanlı (1999) s.(443)
Nidayi Sevim-Medeniyetimizde toplumsal dayanışma ve sadaka taşları(2010)
Murat Bardakçı-(27 Kasım 2000) http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/
Ord.Prof.Dr.A.Süheyl Ünver-Hayat Tarih, yıl: 1967, sayı: 11